|
SAMSUN’DA RUMELİ
SOFRA KÜLTÜRÜ

Globalleşmenin Türk
Mutfağına Etkisi
Günümüzde kocaman
bir köy haline gelen dünya, binlerce yıldır üzerinde taşıdığı geleneksel
kültürleri hızla unutup sadece “en kısa sürede en çok para kazanma”
ilkesi üzerine kurulmuş zevksiz bir ortak kültürün esiri oldu.
Globalleşme
dediğimiz bu yeni kültürün en çok etkilediği sahalardan birisi de damak
tadımız hiç kuşkusuz. Bir zamanların şaşalı saray sofraları da bundan
nasibini aldı, yöresel lezzetler de … Ortak dünya medeniyetinin en
bilinen yemek kültürüne sahip Fransız, İtalyan, Japon, Arap ve Türk
mutfakları da ancak “para kazanma” ile özdeşleşmiş bazı değerlerini
ortak dünya mutfak kültürüne sokabildi. Sadece ekonomik değer ifade
edebilen ve fast food kültürüne ayak uydurabilen tatlar, -onlar da
asıllarından uzaklaşmaya razı olarak- varlıklarını koruyabildi.
İtalyan mutfağından
akılda kalan pizza ve spagettilerin ortak özelliği hızlı servis
edilebilmesi değil mi? Ya da binlerce çeşit yemeğe sahip olan Japon
mutfağının en bilinen yemeği neden çiğ balık (suşi) sadece? Mc Donalds
ile, Burger King ile rekabet etmenin tek yolu, hızlı pişirme, hızlı
servis ve hızlı tüketim de onun için…
Türk sofra kültürü
de, olanca ihtişamına rağmen 21. yüzyılın yemek kültürüne sadece birkaç
ürün ile katılabildi. Lahmacun gibi, döner gibi, kebap gibi makul sürede
az işçilik ile hazırlanıp servis edilen ve tüketimi de kolay olan
yemeklerimiz biliniyor dünyada. Zeytinyağlı sarmamız, etli dolmamız, su
böreğimiz ya da acem pilavımız artık kendi sofralarımızdan bile elini
eteğini çekmeye başladı.
Samsun’daki Rumeli
Sofra Kültürü
Son 150 yıl içinde
Balkan ülkelerinden yaşanan ve aralıklarla dalgalar halinde gelen
göçlerle taşınan kültür, Samsun’un kozmopolit yapısına parıltılı bir
renk olarak katıldı. Bilhassa mübadele ile gelen göç dalgası, kentin
kültürel yapısına derin bir iz bırakmayı başardı. Folkloruyla, ağız
özellikleriyle, gelenekleriyle Karadeniz’den pek uzak olan bu yeni
kültürün en önemli unsurlarından birisi de sofra kültürü oldu.
Samsun’daki Rumeli
sofra kültürünün en baskın damak tatları sığır eti ve mısır unuyla
yapılan yemeklerdir. Bunun dışında çok zengin bir ekmek kültürü ve özgün
baklavasıyla ile Rumeli’den getirilen yemek kültürü, tıpkı Türk
mutfağının diğer lezzetleri gibi baskın dünya sofra kültürü ile var oluş
mücadelesini sürdürmektedir.
Etin Yağlısı
Makbuldür
Mübadiller arasında
etin yağlısının makbul olduğu bilinir. Kolestrol korkusuyla yetişen 21.
yüzyıl insanı için çok sağlıksız bulunan bu tercihin arkasında enerji
ihtiyacını aramak gerekir.
Gerçekten de
çalışkanlığı ile bilinen mübadiller, sabah namazını takiben tarlalara
gider, akşam ezanını takiben evlerine dönerlerdi. Çoğunlukla tütüncülük
yaptıkları için evlerine dönüşte de tütün dizme veya kurutma gibi
işlerle uğraşırlardı. Tütüncülük, çok emek isteyen, son derece yorucu
bir tarım kolu olduğu için bol enerji gerektirmektedir.
Bazı büyükler,
eskiden her Cuma günü köylülerin sırayla bir sığır kesip dağıttıklarını
anlatırlar. Rumeli’nde hayvancılık yapma geleneği bulunan ve bunun için
de çoğunlukla “kahya” lakabı ile hitap eden mübadiller, Cuma günleri
yapılan bu hayvan kesme geleneği sırasında en besili, en yağlı hayvanı
yetiştirmekle övünürlermiş.
Bilhassa Tekkeköy
civarındaki bazı köylerde, çok eskiden, kesilen hayvanların iç yağlarını
donmadan çiğ olarak yiyenler bile olduğu bir efsane gibi anlatılır.
Etli Yufka
Un, tuz ve su
karıştırılarak elde edilen hamurdan yuvarlak parçalar bölünür, oklava
ile inceltilerek yufka haline getirilir. Sıcak fırında, tercihen közlü
ateş üzerinde saclar üzerinde pişirilir. Biraz soğuması beklenir, sonra
genişçe bir tepsiye kırılarak yayılır. Birkaç kat yapılıp tepsiye
konulan yufkanın üzerine haşlanmış sıcak et suyu dökülerek ıslatılır.
Tepsinin ortasına haşlanmış parça etlerden konur, sıcak servis yapılır.
Etli Kazan Pilavı
Bilhassa düğünlerde
ve şenliklerde dağıtılan etli kazan pilavı, Samsun çevresinde öteki
kültürleri de etkilemiş ve onların toplu yemeklerinde de kullanılır
olmuştur.
Etli kazan pilavı,
büyük kazanlarda yapılır. Her bir kazan, ortalama 100 kişiye birer dolu
tabak pilav yetecek büyüklüktedir. Kazanların içine tuzlu su konur, odun
ateşinde kaynatılır. Önceden temizlenen pirinçler, yağlıca ve irice kuş
başı olarak kavrulmuş etle birlikte kazana konur. İçine bolca kuyruk
yağı konur. Etli pilav pişip kıvamına gelince, ateşten indirilen
kazanlar servis yapılacak yere götürülür ve sıcak olarak dağıtılır.
Pilavın iyi olmasının ölçüsü, et tadının pilava iyice işlemesi ve koyu
renkli –lokum büyüklüğünde- yumuşak etlerin pilav tabaklarının içinde
bolca bulunmasıdır.
Köylerde, evlilik
çağına gelmiş erkek çocuklarının ensesinin koklanarak “pilav kokuyor”
diye takılmak hala yaşayan eski bir gelenektir.
Meraklısına, 2
ölçek suya 1 ölçek pirinç olması gerektiğini, et ve kuyruk yağı
miktarının ise bütçe ve damak tadına bağlı olarak değişebildiğini
hatırlatalım.
Çevirme
Rumeli ağzı ile
“çeğerme” diye adlandırılan bu özgün yemek de kuzu etiyle yapılır.
Çoğunlukla özel misafirleri ağırlamak ya da yakın arkadaşlarla beraber
yemek için tercih edilen çevirme, hali vakti yerinde olanların hatırlı
dostlarına yaptığı bir jest olarak kabul edilir. Bu anlamda çevirme
davetlerinin sosyal hayatta özel bir değeri vardır.
Kuzunun içi
temizlenip tuz ve baharat ile terbiye edilmesinden sonra boylamasına bir
kalın çubuğa geçirildiği görülür. Sarkan etler, ustalık isteyen biçimde
çubuğa bağlanıp bohçalanır. Sonra da köz halindeki köy fırınına konur.
Çubuk, adeta bir mil gibi eti döndürmekte kullanılır. Tercihen etin
altına bir tepsi içinde pirinç konularak, etten damlayan suyla birlikte
pilav pişirilir.
Köy Ekmekleri ve
Börekleri
Türk sofra
kültüründe ekmek özel bir yer tutar. Ekmek demek, nimet demektir.
Mübadillerde de ekmek adeta Allah’tan gelen nimetlerin en
kıymetlilerinden birisidir ve bu nedenle ekmeğe verilen değer adeta
ilahidir.
Mübadiller, ekmek
pişirmenin ve paylaştırmanın büyük vebal gerektiren bir iş olduğunu
düşünür. Bu vebalden korktukları için her evde bir köy fırını olduğu
halde mübadillerden fırıncılığı meslek seçen pek kimse çıkmaz.
Çoğunlukla mısır
unu ile yapılan köy ekmeklerinin yanı sıra köy börekleri de kendine
özgüdür. Karma kelimesinin Rumeli ağzı ile söylenişi olan “gağma” denen
köy börekleri hala sevilerek yapılır ve yenir.
Köy Ekmeği

Buğday unu içine
tuz ve ekmek mayası konarak kıvamına gelinceye kadar su ilave edilip
yoğrulur ve hamur elde edilir. Hamur bir kaba konup üzeri bezlerle
sarılarak kabarıncaya kadar mayalanmaya bırakılır. Mayalanmış ekmek,
yağlanmış tepsiye yayılır ve bir süre daha bekletilir. Önceden
kızdırılmış fırında (tercihen köy fırınında) pişirilir.
Gağma
Buğday unu içine
tuz ve ekmek mayası konarak kıvamına gelinceye kadar su ilave edilip
yoğrulur ve hamur elde edilir. Hamur bir kaba konup üzeri bezlerle
sarılarak mayalanmaya bırakılır. Bu arada yufka hamuru yapılır, 4 adet
büyük yufka açılır. Birinci kat yufkanın üzerine mayalanmış hamur
yayılır. Ardından ikinci kat yufka serilir. Bu kata, yapılacak gağmanın
çeşidine göre malzeme konur. Bu malzeme;

Norlu gağma için
çökelek,
Gıtmak gağması için
kavurma et
Pirinç gağması için
haşlanmış pirinçtir.
Döşenen malzemenin
üzerine sıvı yağ gezdirilir. Bunun üzerine 3. kat yufka serilir. İlk
kattan daha ince olmak şartıyla mayalanmış hamur yayılır. En sonunda
dördüncü kat yufka ile örtülür ve kızdırılmış fırına (tercihen köy
fırını) konup pişirilir. Fırından çıktıktan sonra da üzerine tereyağı
sürülür.
Buğday unu yerine
mısır unu kullanılarak yapılan gağmalar da vardır. Yukarıdaki tarif,
sadece un çeşidi mısır unu olacak biçimde hazırlanır. İç malzemesine
göre:
Pırasa Gağması,
haşlanmış ve doğranmış pırasa ile,
Kabak Gağması kara
kabak denen ve bal kabağına benzemekle beraber farklı bir tür olan
kabağın içinin kaşıkla oyularak elde edilen malzeme ile yapılır.
Norlu gağma, mısır
unu ile de yapılabilir.
Öte yandan, kabak
gağmasının buğday unuyla yapılan bir türü de vardır. Ancak bunun
hazırlanma şekli farklıdır. Kara kabağın içi kaşıkla oyulur. Elde edilen
malzemenin içine 4 avuç kadar buğday unu ve yeterince tuz ilave edilerek
karıştırılır. Elde edilen karışım yağlanmış tepsiye yayılır.
Rumeli Bazlaması
(Yumurtalı Çörek)
3 adet yumurta
çırpılır, içine birkaç bardak yoğurt ya da süt katılır. Yarım tatlı
kaşığı karbonat, biraz tuz ve kaldırdığı kadar un konarak karıştırılır.
Elde edilen gevşek hamurdan avuçlanarak parçalar koparılır,
yuvarlatılır. 30 dakika kadar dinlendirilir. Önceden kızdırılmış
sıvıyağda kızartılır. İsteğe göre üzerine çökelek konabilir.
Kaçamak
Bazı yörelerde
sadece yazma ya da yazma kaçamak diye adlandırılan bu özgün Rumeli
yemeği, bakır tencere içinde kaynatılan tuzlu suya mısır unu eklenip
karıştırılarak pişirilir. Hamur kıvamına getirilen bulamaç, düz bir
siniye yayılır. Kaşıkla inceltilir. Üzerine mübadillerin “nor” dedikleri
çökelek peyniri bolca serpilir. İnce bir iple küçük dilimlere ayrılır.
Daha sonra üzerine bolca kızgın kırmızı biberli tereyağı gezdirilir.
Bazen kaçamak üzerine yağlı et de dökülebilir. Sıcak servis edilen
kaçamağın yanında ayran ve turşu tercih edilir.
Meraklısına bir
not, yapılışı çok kolay gibi görülen ve ismini de belki kolay
yapılmasından alan kaçamağın gerçek tadını bulmak için tecrübeli aşçı
olmak gerekir ve bulaşığını çıkartmak biraz zordur. Eskiden köylerde
küçük gelin, büyük geline “ganga, gel bir kaçamak yapalım bugün” dermiş,
büyük gelin de küçüğüne “bulaşığını sen yıkarsan yapalım” diye cevap
verirmiş. Böylece büyük gelinle küçük gelin arasında bir usta-çırak
ilişkisi ile kaçamak yapmanın incelikleri öğretilirmiş.
Höşmer 
Bazı köylerde
yoğurtlu kaçamak da denen bu yemek, tercihen kavrulmuş mısır unu ile
yapılır. Hafif ılık tuzlu suya katılan mısır unu karıştırılarak
topaçlaşmış bir karışım haline getirilir. Bir tepsiye biraz tereyağı ve
sıvı yağ konur, üzerine karışım konur, karıştırılır. Hafif ateşte
topakları dağılıncaya kadar karıştırılarak pişirilir. Daha sonra bir
derin tabağa konan yoğurdun içine dökülür, karıştırılarak elde edilen
bulamaç servise hazırdır. (Yoğurdun bol olması, pişirilen mısır ununun
bulamaca çok koyu bir kıvam vermemesi gerekir.)
Tarhana
Buğday unu, yoğurt
ile yoğrulur. İçine rendelenmiş domates, haşlanmış kırmızı biber ve ekşi
hamur mayası eklenir. Hava almayacak bir kaba konur. 2-3 günde bir
karıştırılmak kaydıyla 15 gün kadar bekletilir. Temiz bir bez üzerine
yayılır ve güneşte kurutulmaya başlanır. Kuruyunca ovularak incelilir ve
toz haline getirilir. Gölgede 2 gün bekletildikten sonra saklama
kaplarına konur. İstendiğinde normal çorba gibi yapılır. Üzerine
tereyağı gezdirilerek servis edilir. Eskiden tarhananın içine ekmek
doğranarak yenildiğini belirtmeliyiz.
Çılbır
Ispanak ya da semiz
otu yıkanıp haşlanır, suyu süzülür. Soğuduktan sonra doğranıp sarımsaklı
yoğurtla karıştırılır. Üzerine kırmızı biberli kızgın tereyağı
gezdirilip servis yapılır. Çılbır, ıspanak ya da semiz otu yerine
haşlanmış yumurta ile de yapılabilir.
Keşkek
Daha çok Alaçam
Bölgesindeki hemşerilerimiz tarafından yaygın olarak yapılır. Temizlenip
haşlanan tavuk, lime edilip doğranır. Akşamdan ıslatılan buğdayla
karıştırılır. Bu karışıma tuz ve tavuk suyu ilave edilir, kıvamını
alıncaya kadar kaynatılır. Pişince üzerine kızdırılmış tereyağı
gezdirilerek servis edilir.
Köy Baklavası
Alabildiğine
inceltilmiş buğday unu yufkaları güneşte 1-2 saat kadar kurutur. Her bir
katın içine kıyılmış ceviz içi konarak 35 kat yufka tepsiye yayılır.
Küçük kare dilimler halinde kesilerek fırına verilir. Kızarınca fırından
çıkartılır. Şekerli suyun kaynatılması ile elde edilen şerbeti, ılık
olarak ve baklavanın üzerini örtecek kadar dökülür. Buna ıslatma denir.
Soğuyunca servise hazırdır.
Döndürme
Unun içine tuz ve
su ilave edilerek oldukça gevşek bir hamur elde edilir. Besleyici olması
için bu hamur, yumurta ve süt ile de yapılabilir. Bir kaşıkla bu
hamurdan alınan parçalar, kızdırılmış yağın içine akıtılır. Bir yüzü
pişince ters yüz edilip diğer tarafı da kızdırılır. İsteğe bağlı olarak
döndürmeye çökelek sarılarak yenebilir.
Kaşık helvası (Un
helvası)
Bir tencerede
kızdırılan sıvıyağa yavaşça karıştırılarak un ilave edilir. İsteğe bağlı
olarak içine badem, fıstık, ceviz ya da fındık içi de konabilir. 10
dakika kadar hafif ateşte kavrulan karışımın üzerine şekerli suyun
kaynatılması ile elde edilen şerbet yavaşça karıştırılarak eklenir,
bir-iki dakika kısık ateşte pişirilerek şerbeti iyice yedirilir.
Soğumasından sonra ıslatılmış bir kaşıkla (tercihen tahta kaşık)
parçalar alınıp bir tepsiye şekil verilmiş biçimde yuvarlatılmış olarak
dizilerek servis yapılır.
Şıra
Kokulu kara üzümle
ya da kızılcık ile yapılır. Güzelce yıkandıktan sonra kapaklı bir kaba
yarısı dolacak biçimde bastırılır. Üzerine kabın aldığınca su ve
şaraplaşmaması için hardal konur. Birkaç hafta kapalı biçimde bekletilen
şıra servis edilirken, içine şeker ve gerekirse biraz su eklenir.
(Eskiden çocukları kandırmak için şıranın eşek yoğurdu olduğu
söylenirmiş.)
Gölle
Kurutulmuş mısır
tanelenir. Sıcak suda taneler iyice yumuşayıncaya kadar kaynatılır.
AFİYET OLSUN
«
Geri
dön
Başa dön

|